Aynı zamanda bu platformlarda:

IPI Özgür Sohbetler: Türkiye podcast serisinin on dokuzuncu bölümü yayında!

Özgür Sohbetler’in on dokuzuncu bölümünde gazeteci Cansu Çamlıbel, duayen gazeteci ve medya ombudsmanı Faruk Bildirici ile medya kuruluşlarının yurtdışından fonlanması tartışmalarını ve iktidarın bu kuruluşları düşmanlaştırma ve ötekileştirme çabası üzerine konuştu.

IPI Özgür Sohbetler: Türkiye podcast serisinin geçmiş bölümlerine buradan ulaşabilirsiniz.

Bildirici, Oda TV gibi bazı hükümeti eleştirel haber kanallarının başlattığı ve yabancı vakıf ve kuruluşlardan fon alan medya kurumları üzerinden süren tartışmaların amacının gerçekten de fon kaynaklarını tartışmak yerine Medyascope gibi güçlü ve bağımsız medya kuruluşlarının hedef gösterilmek olduğuna değindi. Medyascope’un sanki yurtdışından fonlanan tek medya kanalı gibi davranıldığını ancak verilmek istenen algının aksine Medyascope’un tüm fon ve kaynaklarının şeffaf şekilde yayınlandığının altını çizdi. Bildirici, iktidara yakın medyanın ise bağımsız ve eleştirel kanalların aksine son derece kapalı bir biçimde ve şeffaflıktan uzak fonlandığını belirtti.

Siyasi iktidarın, medyanın büyük bir bölümünü kontrol altına almış olmasına rağmen gerçeğin bir şekilde kendine yer bulması ve bağımsız ve eleştirel medyanın son yıllarda giderek güçlenmesine değinen Bildirici, iktidarın bu kanalları susturmak için daha evvel Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) denetimi gibi pek çok farklı girişimleri olduğunu, ancak yeterli olmayınca şimdi de fonlanma meselesinin kullanıldığını dile getirdi. Bildirici, eleştirel medya kuruluşlarından da bazı gazetecilerin fon veren vakıfları bloklaştırarak fon alan medya kurumlarını ötekileştirilmesinin ise üzücü olduğunu söyledi.

Çamlıbel’in, RTÜK’ün medya kuruluşlarının fonlanmasıyla ilgili yaptığı yazılı açıklamayı hatırlatmasının ardından Bildirici, RTÜK’ün bağımsız ve eleştirel medya kanallarını cezalandıran, zaman zaman milletvekillerinin konuşmalarına bile cezalar veren bir kurum olduğunu; ancak zamanla bu baskının da ötesine geçerek nasıl habercilik yapılması gerektiği üzerinden bazı düsturlar ilan ettiğini ve iktidar medyasının koruyucusu konumunda olduğunu belirtti.

Bildirici, şeffaflık ve editöryel bağımsızlık hususlarına bağlı kalınması şartıyla medya kuruluşlarının fonlanmasında bir sakınca görmediğini ancak hangi vakıf veya kurumdan hangi amaçla ne kadar fon aldığını açıkça ifade edilerek şeffaflığın sağlanabileceğini dile getirdi. Bildirici, editöryel bağımsızlığın ise fon alınan kuruluşun sözcüsü konumunda yapılan bir yayın çizgisinden tamamen uzak durulması halinde sağlanabileceğini söyledi.

İktidar yanlısı medya kanallarını tek sesli koroya benzeten Bildirici, fonlanıyor olsun ya da olmasın bağımsız ve eleştirel medya kanallarının belli bir derinlikte gerçek bir gazetecilik faaliyeti yürüttüğünü de belirtti.

Sohbette değinilen konu başlıklarından bazıları şöyle:

  • Medyascope üzerinden süren fonlanma tartışmaları ve ötekileştirme
  • Bağımsız ve eleştirel medyanın giderek güçlenmesi ve gündem belirleme gücü
  • Fonlanmanın temel gereksinimleri şeffaflık ve editöryel bağımsızlık
  • Türkiye’de vakıf kültürü ve hayırseverliğin yeterli bilinmemesi
  • İktidarın sosyal medya üzerinden denetim çabalarının boşa çıkması

Faruk Bildirici ile bölümden öne çıkanlar:

  • “Siyasi iktidar, elinde o kadar büyük bir medya gücü olmasına rağmen onu etkili bir biçimde kullanamıyor ve topluma kendi istediği gündemi dayatamıyor ya da bazı gerçekleri gizleyemiyor artık.”
  • “Biliyoruz ki RTÜK şu anda MHP ve AKP’den oluşan siyasi iktidarın tamamen kontrolünde ve İletişim Başkanlığı’nın bir uzantısı olarak faaliyet gösteren bağımsız eleştirel kanallara sürekli cezalar yağdıran ama iktidar yanlısı medya kuruluşlarını sürekli destekleyen bir kurum.”
  • “Türkiye’de bağımsız, eleştirel medya kuruluşları değil tam tersine iktidar yanlısı medya kuruluşlarına baktığımızda editöryel bağımsızlığın olmadığını görüyoruz; iktidarla kurulan hem siyasi hem organik hem de mali ilişkilerle, kendi editöryel faaliyetlerini tamamen iktidara odakladığı görülüyor.”
  • “Türkiye’de de vakıf kültürü var; vakıflar kendi amaçları doğrultusunda insanları, sivil toplum kuruluşlarını sürekli destekliyorlar zaten. Böyle bir kültürü varken bu ülkenin, birilerinin çıkıp başka vakıflar ya da kuruluşlar medyayı destekliyorlar demesi bence kötü niyetlilik.”
  • “Artık ne kadar baskı altına alırlarsa alsınlar, her baskı alma girişiminde olduğu gibi o baskı karşıtını doğurdu, dijital devrimin de sayesinde bağımsız eleştirel medya çok güçlendi.”