Aynı zamanda bu platformlarda:

IPI Özgür Sohbetler: Türkiye podcast serisinin onuncu bölümü yayında!

Podcasti hazırlayan Cansu Çamlıbel serinin onuncu bölümünde, Türkiye’nin saygın araştırmacı gazetecilerinden İsmail Saymaz ile yeni sosyal medya yasasını, ana akım medyanın geleceğini ve genç gazeteci nesli bekleyen sorunları tartıştı. Saymaz, 2016 yılında ekonomik sorunlar nedeniyle kapanan Radikal gazetesi ve bir dönem ana akım medyanın başını çeken Hürriyet gazetesinde muhabirlik yaptı; şu an Sözcü gazetesinde köşe yazıları yazıyor. Saymaz aynı zamanda Türkiye’de derin devlet, tarikatlar ve yolsuzluk üzerine yaptığı araştımaların yayımlandığı pek çok kitabın yazarı.

IPI Özgür Sohbetler: Türkiye podcast serisinin geçmiş bölümlerine buradan ulaşabilirsiniz.

Türkiye’de birçok gazeteci gibi sosyal medyayı aktif olarak kullanan Saymaz, bunun Türkiye’de ana akım medyanın çökmesinden kaynaklandığınu söyledi. Hükümetin medyayı, iş adamlarından oluşturduğu bir havuz aracılığıyla kontrol altına alarak bir iktidar aygıtına dönüştürdüğünü ifade eden Saymaz “Türkiye’de doğrudan bir Erdoğan medyası oluşturuldu,” dedi. “Böyle bir medya düzeninde, yurttaşların kendi gerçekliğini, ülkede olup bitenleri, siyasetin tüm yönlerini ana akım medyadan öğrenebilmesi artık mümkün değil.’’

“Kontrol altına alınan ana akım medyanın gazetelerinin okunmaz, televizyonlarının izlenmez hale gelmesiyle, bugün haber ve yorum sosyal medyada üretildiği için orayı kontrol altına almak istiyorlar.”

Halkın temel haber kaynağı olarak ana akım medyanın yerini Twitter ve Facebook’un aldığını  söyleyen Saymaz, holdinglerle ele geçirilen ana akım medyadan sonra sosyal medya ile nefes alan gazeteciliğe Temmuz ayında yasalaşan sosyal medya düzenlemesi ile müdahale edildiğini ekledi.

Hürriyet’te birlikte çalıştığı pek çok ismin Demirören Grubu’nun gazeteyi satın almasıyla birlikte bünyesinde bulunan mecralardan ayrılarak yabancı haber kuruluşlarının Türkçe haber yapan servislerine geçtiğinden bahseden Saymaz, pek çok kalifiye gazetecinin yurtdışına gittiğinin veya mesleği bıraktığının da altını çizdi. Kaybedilen büyük mesleki potansiyeli vurgulayan Saymaz, “kendimi bazen unutulmuş bir mesleği icra eden biri gibi hissediyorum” ifadelerini kullandı. İletişim Fakültesi’nden mezun olan gazetecilerin karşılaşabileceği dezavantajlarındanda bahsetti.

Sohbette değinilen konular:

  • Sosyal medya yasasının çokseslilik açısından kritik önemi
  • Ana akım medyanın kontrolü ve çöküşü
  • Oluşturulan medya havuzunun ekonomik olarak sürdürülemez oluşu
  • Deneyimli, kalifiye gazetecilerin meslekten uzaklaştırılması
  • Genç gazetecileri bekleyen mesleki sorunlar

İsmail Saymaz ile bölümden önce çıkanlar:

  • “Türkiye’de süratle yaşadığımız dijitalleşme, Avrupa ve Amerika’da ağır çekim ilerliyor. Buralarda hala konvansiyonel medyanın hakim olduğunu görüyoruz. Türkiye’de ise bu durum geleneksel medyanın çökmesinden kaynaklanıyor.”
  • “Türkiye’de sosyal medya artık bir temel haberleşme ve politik eylem alanı olarak görülüyor…Hükümet de tam bu sosyal medyanın bu yönüne müdahale etmek istiyor…Vergi vermiyorlar, ahlaka aykırı yayınlar yapıyorlar gibi gerekçelerin hepsi sudan sebepler.”
  • “Artık Türk okuru nitelikli, yansız, objektif haberi takip etmek için üç kaynağa başvuruyorsa onlardan biri mutlaka yabancı kaynaklardan biri oluyor.”
  • “Kamu kaynaklarını sömürerek, kamuya hiç bir faydası olmayan bir yayıncılık yapan bu [yanlı] kurumların sürdürülebilir olduğunu sanmıyorum.”
  • “Hükümetin ana akım medyaya aktaracağı parası giderek azalıyor. Bu ahbap-çavuş kapitalizmi, yukarıdan aşağı yandaş kayırma mekanizması sürdürülebilir değil …Bu baraj verdiğine gazete, köprü verdiğine aldıran bir düzen.”
  • “Bu sosyal medya yasası ile işten attıkları gazetecilerin blog kurmasının, podcast hazırlamasının bile önüne geçilmek istiyor. Mümkünse bu mecralar da hükümet yanlısı medya gibi olsun, olmuyorlarsa da cezaevini göze alarak Oda TV gibi devam etsin deniyor.”