Read post in:

Read in English

Türkiye’de özellikle Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Bakanlıklar gibi alanlarda çalışan gazetecilerin haber kaynaklarına ulaşma ve haber üretme kapasiteleri gün geçtikçe kısıtlanıyor. Haberler ise, her kurumun WhatsApp’tan oluşturduğu muhabir grupları üzerinden şekilleniyor. Bu gruplarda bazen yapılan bilgilendirmeler tam bir haber metni olarak paylaşılıyor. Ertesi gün ise genelde gazetelerde bu metnin dışına çıkılmıyor. Hükümet temsilcilerinin basın müşavirleri yapılacak basın toplantısı öncesi, gazetecilerin soracakları soruları da bu gruplar üzerinden istiyor. Gazetecilerin deyimi ile ‘beğenilmeyen’ sorular ‘bunu sormayın’ denilerek engelleniyor.

Cumhuriyet Gazetesi muhabiri Sinan Tartanoğlu, Başbakanlık’ın kurduğu WhatsApp grubuna üye. Bir önceki Başbakan Ahmet Davutoğlu ve şu an ki Başbakan Binali Yıldırım’ı takip eden Tartanoğlu, Davutoğlu döneminde toplantı öncesinde basın müşavirlerinin gazetecilerden soruları isteyip “bunu sormayın, o soruya gerek yok” gibi yönlendirmelerde bulunduğunu anlatıyor.

Tartanoğlu’nun, 12 Şubat 2016’da, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Ankara ziyaretinin ardından iki Başbakan’ın ortak basın toplantısı sırasında yaşadıkları ise hayli ilginç. O dönemde tutuklu olan Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara Temsilcisi Erdem Gül’ün tutuklulukları ile ilgili Almanya’nın görüşünü öğrenmek adına soru sormak istediğini ancak buna imkan tanınmadığını şu cümlelerle anlatıyor:

“Basın müşavirliğinin önceden yönlendirmesi ile soru soramayacağımı fark ettim. Çünkü kimlerin soru soracağı önceden biliniyordu. Dolayısıyla toplantı sırasında bana söz verilmesi çok düşük bir ihtimaldi. Ben de Almanya’dan gelen muhabirlerle bir şekilde temas kurdum ve soruyu sordular. Bu muhabir Die Welt muhabiri Deniz Yücel’di. Davutoğlu soru üzerine kendisini tersledi ve ‘Soru sormak yerine, 3. Başbakan gibi yorumlar yapıyorsunuz’ cevabı aldı.”

Bakanlar Kurulu toplantıları sonrası Hükümet Sözcüsü’nün yapacağı basın toplantısında da bu uygulama geçerli. Tabi önceden bilgisi verilmeyen sorunun sorulması da mümkün. Ancak bu durum bir istisna. Çünkü muhabirler soru nedeniyle akreditasyonlarının iptal edileceği korkusu yaşıyor. Tartanoğlu da bu korkuyu yaşayanlardan.

“IŞİD tarafından yakıldığı iddia edilen Türk askerleri ile ilgili soruyu sorduktan sonra ‘acaba akreditasyonum iptal olur mu?’ sorusunu kendi kendime sordum. Akreditasyonum iptal edilmedi ama o korkuyu yaşadım. Hatta bir kere toplantı sonrası basın müşaviri ve gazeteciler arasında ‘bildirilmeyen sorular’ konusunda tartışma dahi yaşandı.

‘Demokles kılıcı’

Yabancı bir basın kuruluşunda çalışan ve güvenlik gerekçesiyle ismini vermek istemeyen bir gazeteci haber kaynağı bulmakta zorlandıklarını, hükümet yetkililerinden çok nadiren görüş alabildiklerini söylüyor. Basın toplantılarında yaşadıkları baskıları ise şöyle ifade ediyor.

Daha önce böyle bir olay yaşayıp yaşamadığını soruyorum. Bir Dışişleri Bakanının İngiliz mevkidaşı ile ortak basın toplantısında yalnızca İngiliz Bakan’a soru sormak istemesinin ardından “sadece konuk bakana soru sormak düpedüz Bakanımızı çiğnemek oluyor, hem de biz konuk bakanı ağırlarken” sözleri ile uyarıldığını ve soruyu soramadığını anlatıyor.

“Güzel haber yapana tatil ödülü”

Sağlık alanına bakan bir başka gazeteci ise Sağlık Bakanlığı’nın kurduğu grupta yaşanılan bir olayı anlattı:

“Bu gruplarda daha çok Bakan’ın programı ile ilgili bilgilendirme yapılıyor. Ancak bir keresinde Bakan’ın basın danışmanı en güzel haberi yapan muhabire tatilli ödül verileceğini söyledi. Gruptaki bir gazeteci arkadaş ‘En güzel haberden kastınız ne? Herkes işini yapıyor.” diye sert çıkışmıştı. Bu olaydan sonra bir daha böyle bir olay yaşanmadı.”

“Bir daha Cumhurbaşkanlığı’na gönderilmedim”

“Çalıştığım kurumda sorun yaşarım” uyarısında bulunarak isminin yazılmasını istemeyen bir televizyon muhabiri ise Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü’nün basın toplantısında sorduğu bir soru nedeniyle bir daha toplantılara gönderilmediğini söyledi.

“IŞİD’in eylemleri ile ilgili bir soru sordum. Her ne kadar konu gündemde olsa da soru ‘sorulacaklar listesi’nde de yer almadığı için beklenmedik bir soruydu. Bu, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü’nün düzenlediği basın toplantılarına son gidişim oldu. İşten atılmadım ama görevlendirilebileceğim birçok durum olmasına karşın, bir daha Cumhurbaşkanlığı’na gönderilmedim.”

Bu kurumlara bakan gazetecilerin ortak sorunu ise, kendilerine verilen bilgiler dışında başka kaynaklardan bilgi alıp haber yazamamak. Kaynak sıkıntısının yanı sıra aldıkları bilgi ve belgeleri  yazsalar bile gazetenin yönetimi tarafından ‘hükümetle sorun yaşamamak adına’ haber yayınlanmadığını, bu sürecin de “nasıl olsa yayınlamazlar” ya da “baktığım alanda sorun yaşarım” duygusu ile devam eden bir otosansüre dönüştüğünü belirtiyorlar.

Muhalif medyaya hiçbir alanda yer yok

Hükümete muhalif olan gazetelerin muhabirleri ise bu gruplara hiç alınmıyor, toplantılara katılamıyor, hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ya da hükümet yetkililerinin katıldığı STK toplantılarına dahi akredite edilmiyorlar.

Sözcü gazetesi muhabiri Başak Kaya, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katıldıkları ortak toplantıya ikili ilişkilerini devreye sokarak girebildiğini, katılamadıkları toplantıları ise ajanslardan dahi alamadıklarını, çünkü ajansların da devlet mantığı ile haber yazdığını söylüyor. Ancak Kaya’ya göre, oluşturulan grupların, soruları önceden yollamanın ya da akreditasyon sıkıntısı sorunun sadece görünen yüzü.

“Kurumdan bilgi almak bile neredeyse imkansız. Gazetenizi söylediğiniz anda karşınızdaki haber kaynağının nasıl buz gibi soğuduğunu görebiliyorsunuz. Çok sıradan sorulara dahi cevap alamıyoruz. Telefonlar açılmıyor. Mail geliyor.”

Kaya, ellerinde belge olmasına rağmen, belgeleri doğrulatamadıkları için haber yapamadıklarını anlatıyor.

“En büyük sorunlardan biri de iddiaların merkezindeki kişiye ulaşıp o kişiye cevap hakkını kullandırmak. Elinizdeki bilgiler doğru olsa dahi cevap vermiyorlar. Doğrulatamadığımız belgeleri yazamıyoruz. Hatta Meclis’e sunulan soru önergelerine bakanların kendi imzasıyla verdiği yanıtını haberleştirdiğiniz için tazminat ödemek zorunda kalabiliyorsunuz.”

BirGün gazetesi muhabiri Burcu Cansu ise kurumunun akredite için başvuru bile yapmadığını söylüyor. “Çünkü zaten başvuruyu kabul etmeyecekler” diyerek anlatmaya çalışıyor durumu.

“Şimdiye kadar hükümet kanadına ne soru sorabildik ne de bir demeç alabildik. Zaten akrediteye kabul edilsek dahi ‘seçilmiş’ soruları soracak olma durumunu kabul etmemiz söz konusu olmaz. Bu ne gazetecilik etiği ne de basın özgürlüğü ile bağdaşıyor.”